Öğrenci Andı ve benzeri militarist ritüellere karşıyız


303 | 23.10.2018
| |

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, eğitimde militarizmin, tek tipçiliğin, pedagojinin dışına çıkartılmış ideolojik tahkimatın bütün aparatlarının eğitimden arındırılmasını istediklerini belirterek, “Yetkili konfederasyon ve yetkili sendika olarak, biz, Türkiye’nin özgürleşmesini, demokratikleşmesini; Türkiye’nin, toplumsal bütünlüğünü sağlayacak şekilde bir sosyolojiye ilerlemesini ve bu sosyolojinin Türkiye’yi daha da büyütmesini isteyen bir kitleyiz. Şimdiye kadar ortaya koyduğumuz bütün emek de buna matuftur. Bu yüzden Öğrenci Andı ile ilgili yapılan tartışmalar, bu iki zeminin dışına çıkartılarak, içeriğine ve etnik kısmına vurgu yapılarak tartışma çıkarılmak isteniyor ki bu son derece tehlikeli, son derece yanlış bir mecradır. Çünkü olay buradan görüldüğünde birinci zoka zaten yutulmuş olur. Buradaki mesele vesayet dönemlerinin alışkanlıklarının nüksetmemesidir. Olayı böyle görüyoruz” dedi.

Genel Başkan Ali Yalçın, TVNET canlı yayınında eğitim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yalçın, af konusunun, siyasilerin kendi tartışma alanları içerisinde belli bir kıvama geldikten sonra topluma sunacakları bir konu olduğunu ifade ederek, “Ama bizim bir sivil kuruluş olarak, bir sendika olarak, bir emek hareketi olarak buradaki temel beklentimiz, toplumun vicdanında yara açmayacak, kabul edilebilecek sınırlar içerisinde bir düzenleme yapılmasıdır. Toplumun vicdanında yer almayacak, toplumda huzursuzluğu tetikleyecek bir şey olursa o zaman da maksadının dışına çıkmış olur. Ben bu yüzden yapılan tartışmaları, siyasilerin kendi sorumluluk alanlarında ve faaliyet alanlarında olması gereken tartışmalar olarak görüyorum. Sonuç itibarıyla ortaya çıkabilecek şeyin de kabul katsayısının yüksek olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin özgürleşmesini, demokratikleşmesini isteyen bir kitleyiz

Öğrenci Andı tartışmasının kendi mecrasının dışına çıkartılarak tartışılmak istendiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla bu son derece alışık olduğumuz, millet olarak geçmişte tanık olduğumuz bir tartışma biçimidir. Bir kere kendi mecrasının dışına çıkarılarak tartışılmasının bu ülkede vesayet odaklarına yaramaktan başka hiçbir işe yaramayacağının altını çizmemiz lazım. Buradaki temel yaklaşım, Danıştay 8. Dairesi’nin antla ilgili verdiği kararın hukuki bir denetim mi yoksa yerindelik denetimi mi olduğu konusuna odaklanmak gerekiyor. Çünkü Türkiye bu badireleri yaşadı, bunları atlattı ve yeni bir Türkiye sosyolojisine doğru yol aldı. Bundan sonra da yol alması; ülkenin kısır tartışmalardan çıkarak, ekonomisini, millî gelirini yükselterek, insanların refah seviyesini yükselterek, yatırımları artırarak, üretim ekonomisine geçerek ülkenin daha ileriye gidebilmesi, hem coğrafyamız hem de mazlum coğrafyaların umudunun yeşermesi açısından son derece önemlidir. Hâlbuki bu süreç önümüzde dururken, Türkiye yeniden yargının kendi kapsamının dışına çıkarak, yerindelik denetimi yaparak, yasama ve yürütmenin yerine kendini koyarak bir karar vermesini tartışıyoruz, ki bu son derece tehlikelidir. Türkiye bundan çok çekti. Bizim de itirazlarımızdan biri burası. Biz asla ‘böyle bir zemine Türkiye bir daha yol almamalı, böyle bir girdaba düşmemeli’ diyoruz. Çünkü Türkiye tarihini inceleyenler bunun bilindik bir yöntem olduğunu bilirler. Danıştay’ın söz konusu dairesinin buradaki kararını siyasiler bu zeminden aldılar. Biz de bu zemini önemsiyoruz. Bu zemin, son derece doğru bir zemindir. Olayı buradan görmek gerekir. İkincisi ise, bir eğitim sendikasıyız. Biz eğitimde militarizmin, tek tipçiliğin dolayısıyla pedagojinin dışına çıkartılmış ideolojik tahkimatın bütün aparatlarının eğitimden arındırılmasını, bu ritüellerin eğitimden çıkarılmasını isteyen bir kitleyiz. Yetkili konfederasyon ve yetkili sendika olarak, biz, Türkiye’nin özgürleşmesini, demokratikleşmesini; Türkiye’nin, toplumsal bütünlüğünü sağlayacak şekilde bir sosyolojiye ilerlemesini ve bu sosyolojinin Türkiye’yi daha da büyütmesini isteyen bir kitleyiz. Şimdiye kadar ortaya koyduğumuz bütün emek de buna matuftur. Bu yüzden Öğrenci Andı ile ilgili yapılan tartışmalar, bu iki zeminin dışına çıkartılarak, içeriğine ve etnik kısmına vurgu yapılarak tartışma çıkarılmak isteniyor ki bu son derece tehlikeli, son derece yanlış bir mecradır. Çünkü olay buradan görüldüğünde birinci zoka zaten yutulmuş olur. Buradaki mesele vesayet dönemlerinin alışkanlıklarının nüksetmemesidir. Olayı böyle görüyoruz.”

Bazı kesimler rövanşist duygularla tartışmak istiyorlar

Kararın, Danıştay 8. Dairesi’nin değerlendirmesi olduğunu ancak verilen kararın hukuki boyutuyla tartışılmadığını dile getiren Yalçın, “Dolayısıyla karar vericilerin, yürütmenin, yasa yapıcıların yerine kendisini koyarak Danıştay’ın karar verdiği görülüyor ki böyle bir kararı yeni Türkiye’de hiç kimse beklemez. Böyle bir şey olduğunda da buna çok sert tepki göstermek gerekir. Biz de onun için ilk anda sert bir tepki verdik. Neden? Çünkü Türkiye bu eşikleri geride bıraktı. Yargının kendisini millet iradesinin üzerine koyduğu, yasa yapıcıların, yürütmenin üzerine koyduğu bir zemin sağlıklı bir zemin değil. Türkiye bu tartışmaları geride bıraktı. Onun için konuyu bazı kesimler rövanşist duygularla tartışmak istiyorlar. Bu bağlamdan çıkarmak ve konuyu olgunlukla tartışmanın yolu da bir defa bu vesayetin oluşturduğu yapay mevzilerden çıkmaktır. Konuyu sağlıklı zeminlerde görmek lazım” ifadelerini kullandı.

Konu farklı noktalara çekiliyor

Gösterdikleri tepkinin net olduğunu vurgulayan Yalçın, şöyle konuştu: “Birincisi, Danıştay’ın verdiği kararın yerindelik denetimi yaptığı gibi bir fotoğrafı güçlendirdiğini gösteriyor ve buna şiddetle eleştiri getiriyoruz. Bilimden bahsediliyor. Danıştay, bilim kurulu falan değildir. Dolayısıyla hukuki bağlamında konunun tartışılması gerekirken, konu farklı bir bağlama çekilmişken, biz bu konuya sert bir tepki verdik. Çünkü biz Türkiye’nin demokratikleşmesine en fazla katkı sunan sivil bir teşkilat olarak, bir emek hareketi olarak bu konuda Türkiye’nin eski tartışmaların içine düşmesini arzulamıyoruz. İkincisi, biz konuya pedagojik açıdan yaklaştık. Çünkü konunun pedagojik açıdan görülmesi gerekir, eğitim sendikaları tarafından. Başka açılardan görülüyor ve konu ideolojik noktalara kaydırılıyorsa orada bir şeyler gözden kaçırılıyor ve ‘Cambaza bak cambaza’ hareketi yapılıyor demektir. Bu, bir toplum mühendisliği, endoktrinasyon işareti veren bir ritüeldir ve militarist bir yaklaşımla getirilmiştir. Getirildiği dönemde dünyadaki temel eğitim ve o günkü yaklaşımlar birbirinin tekrarı şekilde ülkelerde cereyan eden bir yeni toplum üretme ve yeni bir format çekme sistemi kurgulandığından bu tip ritüeller bizim eğitim sistemimizin içine de girmiştir. Her darbe döneminden sonra da bu metin üzerinde değişiklikler yapılmıştır. Metin yerinde midir değil midir biz işin bu kısmında değiliz. Bir defa eğitim yöntemi olarak son derece yanlış bir yöntem olduğunu, böyle bir yöntemin asla kabul edilemeyeceğini dolayısıyla çocuklara yemin ettirilerek değil, çocuklar eğitilerek bu konuda amaca ulaşılabilir ve sağlıklı bir toplum oluşturulabilir. Yoksa bu tip eskiden kalma, militarist dönemlerden, darbe dönemlerinden kalma bu tip ritüellerden medet ummak ve toplumu şekillendirmeye çalışmak, eğitimin tamamen dışında boş anlamda gezmek anlamına gelir ki bizim itirazlarımızdan biri de burasıydı. Konu farklı noktalara çekiliyor ve farklı alanların içerisinde tartışılmak isteniyor. Böyle bir tartışma alanının içerisine asla girmeyeceğimizi baştan ifade ediyorum. Çünkü biz bunun doğru yerden görülmesinin ve doğru yerden tartışılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Yoksa konu ıskalanmış olur.”

Verilmek istenen subliminal mesaj nettir

Millî Eğitim Bakanlığı’nın karara ilişkin bir açıklama yaptığını hatırlatan Ali Yalçın, “Yargı süreci devam ediyor diye kısa bir metin geçti. Konunun itiraz sürecinde olduğundan, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na gideceğine ilişkin bir çerçeveden bahsetti. Konunun bundan sonraki kısmıyla alakalı Millî Eğitim Bakanlığı kendi boyutuyla değerlendirecek. Burada siyasi irade görmesi gerekeni görecektir. Biz ilk anda bunun siyasi iradeye bir operasyon olduğunu ifade ettik. Andın okutulması hususunu hukukçular tartışacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı bunun hukuki sürecini tartışacak ve buna ilişkin mutlaka cümle kuracaktır diye bekliyoruz ama burada okunmasından veya okunmamasından ziyade bu kararın veriliş şekli, bu kararın işaret ettiği biçim ve verilmek istenen subliminal mesaj son derece açık ve nettir. Bu, siyasi iradeye bir operasyondur” diye konuştu.

Militarist kurguya karşıyız

Bunun siyaset boyutunu siyasetçilerin tartışması gerektiğini söyleyen Yalçın, “Siyaset bizim uzmanlık alanımız değil, siyasetçiler kendi tartışmalı ama burada eski Türkiye’nin çok alışık olduğu, yargının sabah akşam muhtıra vermeye heveslendiği, on yılda bir askeri vesayetin gelip çöktüğü bir zeminde yetersiz kaldığında sokakları, yetersiz kaldığında yargıyı, yetersiz kaldığında hazır tuttuğu mangaları sokağa çektiği bir Türkiye vardı ki,  bu tamamen geride bırakılıp Türkiye yeni bir sosyolojiye doğru ilerliyor. Dolayısıyla Danıştay, verdiği bu kararda yerindelik denetimi yaparak, kendi alanının dışına çıkarak, sanki bilimsel bir kurummuş gibi bilimsellik üzerinden cümle kurarak farklı bir yere işaret ediyor. Buna bir defa şuradan bakmak lazım. Bu karar yeni Türkiye’ye ilişkin umudu mu artırdı yoksa tetikte bekleyen vesayet odaklarının umudunu mu artırdı. Dolayısıyla yeni Türkiye’ye ilişkin toplumsal uzlaşıyı ve toplumun tamamını kuşatan ve kucaklayan yeni Türkiye’yi güçlendiren bir karardan ziyade yargıyı burada bir aparat olarak kullanan geçmiş Türkiye’nin alışkanlıklarının nüksetmesi gibi bir tehlikeyi gündeme getirdi. Dolayısıyla konu buradan görülmek zorunda. Bizim karşı çıktığımız nokta, militarist bir kurgu olmasıdır. Eğitimde böyle ritüellerin kalmaması; sabahleyin ilkokul çağındaki çocukların askeri kıta gibi dizilmesi, ense tıraşına bakılması, rahat, hazır ol, yüksek sesle söylüyorum karşılık vereceksin gibi ritüellerin eğitimden şiddetle ayıklanması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Doğru bildiğimizi söylemeye, doğru tepki vermeye ve doğru sözü yükseltmeye devam edeceğiz

Kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yeniden kurulmak istenmesi durumunda ‘yine vesayet tortusu yeniden ortaya çıkarılmak isteniyor, yeniden canlandırılmak isteniyor’ diyerek karşı çıkacaklarını ifade eden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı: “Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne sivil atama yapıldı. Bundan da aynı şekilde geriye dönülecek olsa yine aynı refleksi veririz. Millî Güvenlik dersi müfredattan çıkarıldı, onun da müfredata konulma gerekçesi vesayeti sürekli kılmaktı. Ona da zamanında çok tepki verdik. O da getirilecek olsa yine aynı şekilde tepki veririz. Biz bir sivil kuruluşuyuz, sendikayız. Bir eğitim örgütlenmesiyiz aynı zamanda. Eğitime ilişkin hakikatli tartışmaları kabul edeceğimizi ama eğimin vesayet zeminine çekilmesini, militarist zemine çekilmesini, eğitimin pedagojiden ideolojiye hapsedilmesini ve endoktrinasyon alanı olarak yeniden kurgulanmasını asla kabul edemeyiz. Bizim tepkimiz bunadır. Buna kimin ne tepki verdiği konusu herkesin kendi meselesidir. Biz doğru bildiğimiz şeyi söylemeye, doğru tepki vermeye ve doğru sözü yükseltmeye de devam edeceğiz.”

Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top